Pazartesi, Mayıs 14

Dar Alanda Zarif Paslaşma


Şaka, şaka. Ben bu güzel beynimi hiç sana kurban eder miyim?
TalismaN son bir defa hep beraber sarkıyor balkondan aşağı:
Pışııık.



Cumartesi, Mayıs 5

Bu Hikayede Geçecek Tek Kovalamaca Sahnesi


TalismaN'ın canı, canının içi TiK, tam da TalismaN Yarabbi, bu senin nasıl bir kulun ki bir kere olsun karşılaştırmıyorsun bizi diye sitemvari düşüncelerle didişirken TalismaN'ın bindiği taksinin tam önünde, hemen önünde yokuş tırmanıyor. TalismaN zaten sarımsak soğanlaşmaya meyilli, bir tartıyor ediyor, ne olacak abi, diyor mahallemizin taksicisi, biz de bacısı sayılırız, yapar artık bir güzellik. Şoför Bey, diyor, Kanlıca'yı boşverin, gelin biz şu öndeki arabayı takip edelim. Hayırdır TalismaN Hanım, diyor Taksici Bey, bizim TiK Bey değil mi o? Ha, evet, o, biz takip edelim de. Eh, nasıl isterseniz diyor Taksici Bey, takılıyor peşine adamın. Yollar yokuşlar aşıyorlar, bayırlar, tepeler, nehirler geçiyorlar, Taksici Bey sıkılmaya başlıyor çünkü trafik ağır ilerliyor, TalismaN'ın keyfi yerinde: tenhada kıstıracak ya TiK'i. Böyle böyle iki saat kadar gidiyorlar. TalismaN, TiK'in artık bu durumun farkına varmış olduğunu tahmin ediyor. Tahmin filan etmiyor aslında, biliyor. Neyse efendim, bayırlar, nehirler aşılıyor, taksimetre TalismaN'ın Mayıs ayını yiyor, ama değecek. Taksici Bey,arada TalismaN Hanım, bak dur desek durur aslında TiK Bey, bu maymunluğa gerek yok, filan diyecek oluyor, hayır, TalismaN nuh diyor, peygamber demiyor, gidiyor da gidiyorlar.
Sonunda TiK arabayı bir kenara çekiyor. İniyor arabadan. Taksici Bey de arabayı kenara çekiyor. TalismaN'ın üzerine bir çekingenlik geliyor, tam bu noktada bir şey yapılması gerekiyor ya. Taksici Bey bir yandan ne olup bittiğini öğrenmek istiyor, bir yandan da TalismaN'ın delici bakışları bir ağaç arkasına filan gitmesini söylüyor. Adam iniyor taksiden, yok oluyor. TalismaN da iniyor arabadan. TalismaN ve TiK karşı karşıya kalıyorlar. Sonunda. TalismaN'ın hep istediği gibi. TalismaN binlerce cinayet planı kurguladı ya şimdiye kadar, hepsi de aklında: elleri, ayakları, dizleri boşalıyor. Basiretsiz olduğunu düşünüyor ya TiK'in, yaklaşıyor adama, elini uzatıyor. Bir şey sormak istiyorum, diyor: TiK, nasıl oldu da ben seni severken sen beni sevmedin?
Bu kadarmış: namussuzluk, basiretsizlik, efendime söyleyeyim karşındakini adam yerine koymamak, hiçbir şey değilmiş TalismaN'ı bu kadar konuşturan. Annesinin küçükken içine yerleştirdiği gitmen gerektiğinde git düsturunu uygulamayı bilirmiş de gittikten sonra elinde kalanları sokacak bir yer bulamamakmış bütün iş. Yürü be yavrum TalismaN, senin de eksiğin gediğin bu olsun. Az, kudur sevilmeyince. Forklift operatörü, anca gidersin.

Düğüm Çözülüyor

Bir iş insana tuhaf geliyorsa bazen hakikaten de o işin içinde bir tuhaflık olduğundan olabiliyor bu. Şimdi, TalismaN zaten bu sabah bir tuhaf uyandıydı. Sabah gözünü açan insanın aklından ne geçeceği belli olmaz ya, TalismaN gözlerini açtığında aklından geçen devrik cümleleri toparlamakla meşguldü. Özne başa, yüklem sona. Devirme cümleleri konuşurken, ederken. (Aynen böyle.) Neyse efendim, sabah yürüyüşü, sabah kahvesi, sabah osu busu derken burnuna nefis kokular gelmeye başladı TalismaN'ın. Ayol, TiK namussuzluk etmemiş meğer, karıştırmış adam karıştırmış. Yani, evet, tam bildiğimiz gibi Yeni Komşu'yla kırıştırmakta, böyle olmasına böyle ama Yeni Komşu'yu TalismaN'la karıştırmış. Kırıştırdığı kadını karıştırmış.
Sabahın tatlı saatlerinde, TiK, TalismaN'ın kardeşini yakalamış. Arkasından TalismaN diye seslenmiş. Kardeş dönmüş, bizimki uyanmış. Ay demiş, karıştırdım ben, seni TalismaN sandım, bunamaya başladım galiba. Budur işte, TalismaN'ın yokluğunda Yeni Komşu'nun evine (bu çerçevede) TalismaN'ın evi diye yanlışlıkla dalmış TiK, uyanmış uyanmamış o ayrı mesele, kaldığı yerden devam etmiş, aha burada işte benimki diye. Olsa olsa böyle olurdu zaten. Alırım ayağımın altına.
Yine aynı sabah, Pıtrak birşeyler yumurtladı: TalismaN bir önceki hayatında sümbülmüş ona göre, bir sonrakinde forklift operatörü olacakmış, şimdiki hayatındaysa rölantideymiş.

Cuma, Mayıs 4

Affet, Kurbanın Olam

Göz değmesin, TalismaN bu aralar pek bir sersem. Hani yıllardır bir düzen vardı,evi dağınıksa TalismaN derli toplu idi, TalismaN dağınıksa evi mutlaka derli toplu idi. Bu aralar pek öyle bir sıra yok: her yer her durumda duman. Her yer dumanlı. Pırıl, Pıtrak, bir de o falcıya gittiler geçen gün. Onu yap bunu yap şunu yap olur bu iş dedi falcı. TalismaN'ın onu bunu şunu yapması söz konusu değil, oldurulabilecek iş var, oldurulamayacak iş var. Şimdi, TalismaN'ın oturup kendi kendine bazı işlerin oldurulabilir, bazılarınınsa oldurulamaz olduğunu aklından geçirmiş olması başlı başına bir mesele. İş başkalarına gelince süper öngörülü, süper yanılmaz, ultra geçilmez kadın olan TalismaN bu sabah kendini Pırtık'a akıl verirken buldu. Bak diyordu Pırtıkçığım, (bir yandan da camı çerçeveyi açmış, hem haline gülüyor, hem de bakın bana diyor, bakın bana aklım aslında ne kadar da başımda) senin bu gönül koyduğun iş olmaz çünkü adamın sende gönlü yok. Sende gönlü yoktu, şimdi de yok, bundan sonra da olmayacak. Sen, dedi, benim TiK'e yaptığımı yapıyorsun, (TalismaN'a da bak) bu şekilde olmaz. Ha Pırtık'ın TalismaN'dan farkı şu: He, diyor Pırtık, benim zaten canım sıkıldı, gönlüm başkasına kaydı. Ve devam ediyor hayatına. Koymuyor kadına böyle işler, uzatmıyor, ne kendisinin ne başkasının tadını kaçırıyor. (Demek ki TalismaN aslında biliyor ki, bir şey yapmış. Yanlış yaptığı bir şey var yani. Ne yapması gerektiğini asla asla kestiremiyor. Adamlar da bir tuhaf, ne yaparsan bağ, ne yaparsan dağ olacakları belli değil. Bu işlerin ne olduğunu bilemiyor ama doğru şeyler doğru sırayla yapıldığında adamlar koca oluyor. Aha, işte, bazı kadınlar bu işlerin ne olduğunu biliyor. Bir bilmeyen TalismaN. Diğer bilmeyenler de Pırıl,Pıtrak ve diğer üçünden farklı bir iddialılık boyutunda faaliyet gösteren Pırtık tabii.)
Efendim, hâl böyle iken, TalismaN'ın aklı bu şekilde bir gider bir gelir iken, sanmayalım ki TiK kendini gündemden düşürdü. Hayır. TiK ve Manita süper uyumlu ilişkileri çerçevesinde ve her nasılsa TalismaN'dan epey uzakta bir beraberlik sürdürüyorlar. Şimdi, TalismaN'ın dilinden düşürmediği üzere yuva yıkanın yuvası olmaz, bunu aklımızdan çıkarmayalım ama TalismaN hastalıklı bir saygı da geliştirdi bu ilişkiye karşı. Daha doğrusu böyle deyince TalismaN bunu uğraşıp yapmış gibi oldu, ama durum öyle değil. Bir gün aktif olarak bu saygıdeğer ilişkiye bok atmak istemezken buldu kendini. Şaşırdı, etti. Ha şimdi, Yeni Komşu yuva mı yıktı, git allasen diyecek okur, evet, yıktı, ne var? TalismaN'ın "gayet sevgili"siydi TiK. Bence yıktı.
TalismaN'ın bu aralar işi var. Tövbe ediyor. TalismaN genellikle kendine torpil geçmeye meyilli. Dediğine bakacak olursak, insanlık hâlleri söz konusu olduğunda bir tolerans küpü kesiliyor. İnsanlık hâllerine kurban giden kendisi olduğunda, daha da bir anlayışlı oluyor. Hiç canına eziyet etmiyor, nasılsa bir halt etmişse cezasını hiç sektirmeden çekecek, dünyanın öyle bir düzeni var. İşte bu çerçevede sittinsenedir ede ede bitiremediği tövbeleri ediyor.
Amaan, bu işler de böyle ve bu sırayla hiiç çekilmiyor. Bak şimdi, tam mızır mızır mızırdanırken evin altından TiK'in kellesi geçiyor. Canına yandığımın, kellesine kurban olduğumun. Allah muhafaza, görsen hakkında yazılanları kendinden bileceksin. Çıkırt, çıkırt, çıkırt. Çık,çık. Kilitliyor TiK evini, cehennem oluyor gidiyor bir yere, TalismaN'ın cehennemi oluyor hiç yoktan.

Perşembe, Nisan 26

Gül Dalında Öten Bülbülün Olsam

Bu gebelik meselesi bile yatıştı. Apartmanda tıs yok. Bir gün çekiştirdiler adamı, kadını, geçti gitti bile. Neyse efendim, son duyduğumuz, TiK, bütün şaşkınlığı bir yana, aldıracakmış çocuğu. TalismaN feryat figan tabii: dur yapma, benim kurabiyem o, dur yapma. Başkaları kendi hesabına yazacaktır elbet ve haklı olarak ama TalismaN koydu çocuğu oraya. Odur, budur, geçti gitti işte, bu sabah kimseyi heyecanlandırmıyor bu olay. Bu kadarmış demek. Vızır vızır vızırdandı aylarca, ama neden dedi, yırtındı, yırttı ve sonunda başardı TalismaN. Ve ne, şimdi, bu sabah, kimseden ses çıkmıyor. O da olur.
TalismaN adamlarla barış yapmaya çalışıyor, inanmazsın. Hani çok ulvi bir sebebi de yok: cins-i latifin de övgüye değer bir yanı olmadığından ve temelde baskın seçeneklerimiz adamlar ve kadınlardan ibaret olduğundan onu de öbürünü de çıkarınca TalismaN'ın elinde yalnız kendisi kalıyor. Bu kadar basit bir hesap yani. Ama yani, artık o kadar ezbere alınmış işler ki bunlar. Cins-i latif başka yerde cins-i ayyu başka yerde fire veriyor. TalismaN fire vermiyor mu? O da veriyor. Bzzt bzzt ediyor, etmez olur mu? O da insan ama tövbe etmiş bir kimse kendisi. Eli varmıyor, kimselere kıyamıyor. Fazla sürmez herhalde, kendisi kıyma olana kadar en fazla. Elini atıyor, yanmadan yandırmadan çekiyor. İğrenç.
Barış meselesine dönecek olursak, bu işin bugün yarın olmayacağı ortada. Ağzından bal damlıyor TalismaN'ın, bir tatlı dil, bir hoş sohbet. Açıyor camı, eğiliveriyor aşağıya: Ötsem yanık yanık, gönlüne dolsam? Komşu yaklaşık şöyle bir cevap veriyor: Hüöe?

Çarşamba, Nisan 25

Tohum

Vuhoa, vuhoa (aynen böyle), dedi TalismaN. Arnavutköy'ün yolları uzadı, büyüdü, şehirlerarası karayolu oldu, insanlar küçüldü, azaldı, yok oldu. Sahnede bir TiK kaldı, arabasının içinde, jilet gibi, ayağı gazda, tek eli sımsıkı direksiyonda, basıyor gidiyor. Gözü yolda, gözü her yerde ama bir tek karşısında apaçık duran TalismaN'da değil. Bak artık karşı karşıya gelmişiz, bir kere de gözlerime bak. TalismaN, gözleri hiçbir yere bakan TiK'in gözlerinde, elinde kayfe, mıhlandı kaldırıma. Kimseler kalmadı ortalıkta. Dünya patladı, bir kere de gözüme bak. Direksiyonu daha çok ittirdiğinde TalismaN puf yok olmayacak. Araba da gitti, kaldı mı bir Arnavutköy yolları, bir TalismaN, bir de keyifle içilmek üzere alınmış kahve. Sağolsun TiK, yemini suyunu eksik etmiyor TalismaN'ın. Şehre gelir gelmez, ayağının tozuyla, ağzını burnunu yamultuyor kadının. TalismaN da ucunu, kuyruğunu, artık ele gelir neyi kalmışsa onu tuta tuta, sendeleye, yamula evine dar atıyor kendini.
Pırıl'ın evinde boya yapılıyormuş, Pırıl kafayı bulmuş. Bir kakara bir kikiri. Sanırsın yedi yaşında ve gamsızlıkta sınır tanımıyor. Bir de Pıtrak var. Pıtrak acil yardım kiti gibi bir kadın. Mucizeler yaratıyor konuşurken, ama söz kendisine geldiğinde içinden bambaşka bir kadın çıkıyor. Zıvır zıvır zırvalıyor. Yeri gelmişken Pıtrak'ı sosyeteye üstünkörü tanıtmış olalım, ileride ayrıntıya nasılsa gireceğiz.
TiK'in TalismaN'ın varlığını böylesine fütursuzca inkar etmesi TalismaN'ı yaralıyor, parçalara ayırıyor, kesiyor, biçiyor. İşler de bir kez ters gitmeye başlayınca sonu gelmez ya tersliklerin, bu aralar durum öyle biraz. Öyle çiçek olmakla, böcek olmakla bu işin içinden sıyrılamayacakmış gibi geliyor TalismaN'a. Bir mutsuzluk, bir hüzün hali. Bir an için, TalismaN, yarabbi diyor, yoksa yoksa aşık mıyım? Hayır, değil. Sersem TalismaN, neydiyse artık üç gün müydü, beş gün müydü, onu özlüyorsun. Hayvanlar gibi özlüyorsun. Adamı değil. O adam orada değil. TalismaN'ın Türkçesi mürkçesi yetmiyor artık olanı biteni ifade etmeye. Ey yüce dieu éternel. Pazarlığa mı otursam diye şöyle bir tartıyor TalismaN. Niyet ettiği de, yüce dieu éternel'le pazarlığa oturmak. Bir hesap ediyor, manavla pazarlığından bile mağlup ayrılan TalismaN bu işe hiç kalkışmamaya karar veriyor. İçi amma cazur cuzur etti TiK'i görünce birden.
İşte bütün bu kargaşa apartmandaki fısıltılar TalismaN'ın kulağına gelene kadar sürüyor. Bir fısır fısır konuşmalar, bir bıyık altından gülmeler. TalismaN kapıya yaklaşıyor. Daha doğrusu kapıya yapışıyor. Bıdır fısır bıdır fısır. Gebeymiş. Kimmiş gebe ayol? (Önümüzdeki bahar günleri hoş gelişmelere gebe.) Ayol delirdin galiba Naciye Hanım, erkek adam hamile kalır mı hiç? Vallahi bilmem şekerim, olmuş işte, nasıl oldusuna karışmam. Ayol Yeni Komşu'ya erkek gibi kadın dediydik ama böylesi de duyulmuş şey değil. TiK Bey hamileymiş. Gebe, gebe. Bildiğin bebek bekliyormuş. Ayol, olmaz öyle şey. Ben bilmem, öyleymiş, Hamdi Bey'e anlatmış.
Bu türden bir dedikodu, haklı olarak dalga dalga yayılıyor katlar arasında. TalismaN'ın ne kederi, ne öfkesi kalıyor. Oy oy oy, açıyor google'ı, lohusa şerbeti tarifine bakıyor. Süper olacak bahar günleri. TiK bzzzt bzzzt bzzzt ediyor. Kim koydu bunu buraya yieyt. Bzzt bzzt bzzt. Aa, bozuldu adam.

Cumartesi, Nisan 21

Bahçe Düzenlemesi

TiK bir yere gitmiş, günlerdir yok. Yeni Komşu da öyle. Spekülatif olacak ama beraber gitmişler. Vay beni, vay beni beni. Yazar TalismaN'ı eğri oturtup doğru konuşturuyor: Ne istiyorsun?
Vallahi diyor TalismaN, öyle fazla bir şey istediğim yok, giderken bir haber etseydi, (aslında "etselerdi" dedi TalismaN. Her şeyi bilen yazar, Güzel kardeşim, dedi, çoğul çalışma, Yeni Komşu'ya bulaşma. Yeri gelmişken, isim filân da takma kadına. Ayıp. Haa, dedi TalismaN, doğrudur), bir haber etseydi, ben şuraya gidiyorum hanım arkadaşımla deseydi. Yazar soruyor: Neden allasen? Çünkü, diyor TalismaN, bende sinir var. İlla deli saçması olacaksa, abesle iştigal edilecekse bari tam olsun. Yazar TalismaN'la bu türden bir ilişki kurmaktan vazgeçiyor, işine bakıyor.
TalismaN bu sırada, ve madem TiK'in ne cehennemde olduğunu bilmiyor, çiçek olmaya karar veriyor. Hazır apartmanda kimseler de yokken. Hamdi Bey yok, Çikolata yok, Şeker Hanım Yok, öbürü zaten yok, eh, başka işine karışan da olmaz zaten.
Bodrum katına iniyor, Hamdi Bey'in kazma -küreklerinden işine yarar görünenlerden birkaç tane seçiyor ve TiK'in bahçesine gidiyor. Bugün Cumartesi. TiK insanı Pazar akşamı döner. Epeyce vakit var, en nihayetinde mimar filan değil çiçek olmaya karar verdi. Önce kaz allah kaz, boyu 60 cm eni aşağı yukarı bağdaş kurmuş TalismaN kadar olan bir delik açıyor. Rahatına düşkün çiçek. Sonra havuzcuyu arıyor, acil ama çok acil bir iş var diyor. Havuz yapacağız. Minik ama. Allahtan Hamdi Bey yok. Havuzcular geliyor, deliğin içi boydan boya bebek mavisi seramik kaplanıyor.
TalismaN yukarı çıkıyor, evindeki sardunyaları tutup aşağı indiriyor. 6 tane. Kendi deliğinin sağ yanına üç sol yanına üç sardunya dikiyor. Oh, mis.
Pazar akşamüstü saatlerinde duşunu, saçını, başını yapan TalismaN çiçek gibi oluyor. Eline bir kitap alıp TiK'in bahçesine iniyor. Oturuyor deliğinin içine, bağdaş kuruyor. Bir tek kafası dışarıda. Sağ yanında üç, sol yanında üç sardunya. Kitabını okuyor, geldi gelir bizimki diye.
Bu anlamsız pozisyonda uzun saatler geçirmesi gerekiyor. Gece 23:00 sularında TiK'le hanım arkadaşı eve dönüyor. Hanım arkadaş eve, TiK tabii ki, tabii ki önce bahçeye. Dizi dizi sardunyaları görüyor TiK, öf ya diyor, öf ya, iki gün evi boş bırakıyorum Hamdi Bey hemen bahçeme el atıyor. Sinir var galiba TiK'te. Çiçeklerden biri TiK'e hayırlı akşamlar diliyor. N'aber? Fotosentez sırası TiK'e geçiyor. TiK I-aaaaaaaa diye çığlık çığlığa bir kaçıyor, bir kaçıyor. Yetti be, yetti, yetti, yetti.

Perşembe, Nisan 19

Sende Kaldı Bende Kaldı

Ayten Hanım, yani TalismaN'ın ev temizliğinden iki haftada bir sorumlu olan kurabiye gibi karakter, bu Cuma sabahı da mahalleyi inletiyor. Olay şu, Ayten Hanım TalismaN'ın TiK'e olan düşkünlüğünün farkına varmış durumda ve belirsiz bir yerden ateşi almış, oyuna katılıyor. Sabahları TalismaN daha uykudayken eve geliyor, aslında dip köşe temizliğe pek meraklı olmasa da, eve girer girmez bütün halıları tuttuğu gibi bir kenara topluyor ve on dakika sürecek olan şenlik başlıyor.
TalismaN'ın annesi temizlik konusunda on kadın gücünde. Ara sıra TalismaN'ın evine gelip Ayten Hanım'a işkence ediyor. Halıları camdan balkondan silkelemeden temizlemeyi öğretiyor. Ayten Hanım aslında bu konuda eğitimli yani. Fakat, TalismaN'ın annesi yokken alıyor halıları çıkıyor TiK'in tepesine, başlıyor en küçük halıdan en büyüğe doğru çırpa çırpa silkelemeye. Sesler giderek yükseliyor. Her hafta aynı şey. Üçüncü beşinci halıda TalismaN gürültüye uyanıyor. Saat sekiz buçuk. Uyanmamak mümkün değil, herkes uyanıyor. TalismaN Aman Ayten Hanım ne oluyor diye fırlıyor yataktan. Ayten Hanım kendinden geçmiş, iki metrelik halıyı al sana, al sana, uyan, bu saatte uyunur mu, senin verdiğin söz söz değil miydi, düze çıkmayasın inşallah diye söylene söylene silkeliyor. Halı temizleneli dakikalar olmuş da, bizimki kendinden taşmış. Eve aklı başında bir adam girmiyor ki. Ayten Hanım ne biliyor, dahası nereden biliyor, o belli değil. Bu ayini bir 14 Şubat sabahı saat sekiz sularında başlattı. Önce TalismaN'ın Sevgililer Günü'nü kutladı, sonra yukarıda anlattıklarımı ilk defa yaptı. O gün bugündür de aksatmışlığı, sektirmişliği yok. Şu var ki, verip veriştirmek konusunda fazlasıyla cömert. TalismaN'ı takmıyor. Silkeliyor da silkeliyor. Söyleniyor da söyleniyor. Halılar mükemmel havalanmışlık seviyesine ulaştığında, bizimki de içindekileri sokağa salıp rahatladığında camı pencereyi kapıyor, temizlik yapmaktan ziyade geyik çevirmek üzere yanına bir kova su üç tane de bez koyuyor, bütün gün takılıyor. Ama ne, TalismaN Ayten Hanım'a bayılıyor.

24 Saat Önce Her Şey Bitti Yani Dün

Gırtlaklanacak kurye TalismaN'a yakın düşermiş. En az on ailenin yaşadığı apartmanda kurye illa ki TalismaN'ın kapısını çalıyor. Buyrun? Yeni Komşu'yu arıyoruz biz. (Hepiniz mi?) Bilemeyeceğim Kurye Bey, tanımam etmem. Alt komşunuz olur kendisi. Aa öyle mi, madem o kadar biliyorsun neden benim kapımdasın, ona git. Yok burada, burada ben varım ve giderek tersleşiyorum. Gönderiyor Kurye Bey'i TalismaN. Tövbe tövbe, niye ben?
Üç dakika sonra kapı kurye kurye çalıyor: Yeni Komşu Hanım yok da. Bana ne efendim, bana ne? Siz diyorum teslim alsanız? Almam. Ama uzun yoldan geldik. Bana ne. Aramış ama, rica etmiş bugün getirilsin diye. Bana ne, onun ayıbı, mahkemeye verin. Başka kimse yok mu apartmanda? Yok. Lütfen ama, çok uzun yoldan geldik. Ver, başımın belası, neyse bu kadar mühim olan. Ayy, çok teşekkürler, uzaktan geldiydik de biz. (Hepiniz mi?) İsim alabilir miyim? Alamazsınız. Ama o zaman teslim edemeyiz bunu size. Aa, n'olur ama bak, ant verdim. Hah, onu diyorum ben de, teslim alamam ben. Adam bakıyor TalismaN'a, önce hangisinin sabrı taşacak acaba. TalismaN Bilmemne. Bir de telefon numarası. Şu şu şu. TalismaN'ın kucağına bir dergiler yığıyor Kurye Bey, sağolasınız, benim yolum uzun, diyor, gidiyor. TalismaN alıyor dergileri, baş parmağıyla işaret parmağı arasında tutup kenara koyuyor. TiK'in adını görüyor dergilerden birinde, diğerinde de Yeni Komşu'nunkini. Evin havası, rengi kaçıyor. On dakika dolanıyor, başının derdi oluyor iki tane kıçıkırık dergi. Madem bu kadar önemliler, götürüp kapı önüne bırakıyor.
Beş, bilemedin on dakika sonra TiK dergi mahalline intikal ediyor. Çat çat, topluyor dergileri. E, n'oldu? TalismaN mide kramplarıyla kalakalıyor. Sümbül mevsimi ya, dergine bir, sana iki sümbül.

Pazartesi, Nisan 16

Bilenin ve Bana Katlananın Yanına Kâr Kalıyor

TalismaN evde çirkin çirkin otururken Minimalist Manita’yla Cin Ali gecenin kör vaktinde kıpraşık bir gece geçirmek üzere aynı bilinmeyen yere doğru yola çıkıyorlar. TalismaN bu beklenmedik durum karşısında sol ayağının parmaklarını oynatıp izliyor, oynatıyor oynatıyor bir daha izliyor. TalismaN inceden oynatıyor aslına bakacak olursak.

TalismaN’ın TiK’in bir gün allah aşkına nefes kesen bir macera yaşaması gerektiğine dair sarsılmaz inancı gün be gün artıyor. Yani, TiK’i izlerken, dinlerken diyelim, adamın aynı şeyleri baştan baştan yaşıyor olması TalismaN’ı sıkıyor. Manita kapısına dayanıyor TiK’in bazen: Komşu diyor. Çok komik. Sus ayol, sence senden önce başkasının bu komikliği yapmış olması ihtimali yok mudur? Sen başka bir şey de. Misal, TalismaN’ın TiK’le karşılaşmak gibi bir lüksü olsa neler neler der. Neler der acaba? Öbürü, sen de başka bir şeyin tadını çıkar. Cin Ali. Ali heyecan duy. Duy Ali duy. TalismaN geri kalan ayak parmaklarını oynatıyor. Böylesine güçlü hisler besliyor bu ilişkiye.

TalismaN’ın TiK’le karşılaşmak gibi bir lüksü olsa neler neler der. Ben sana diyeyim, ağzını açmaz. Geveze olmasına geveze bir kadın TalismaN da, dedikleri havaya gidecek olduktan sonra konuşmamayı yeğleyeceğinden eminim. En azından Komşu Çocuğu dese? Beklese, adam anlasa ne dediğini. Olmaz, birincisi TalismaN laf sokmaz, gururuna dokunur. Laf sokulmaz, edilir çünkü. İkincisi, TiK’e girecek bir şey varsa TalismaN bunun laf olmadığından emindir. Benim bildiğim TalismaN bundan emindir.

Hay allah, diyor TalismaN, sümbül vakti sümbül vakti yapacak başka işim mi yok? Bırak adamı gitsin kıpraşsın sonsuz. Eah (aynen böyle), hele bir sümbül vakti geçsin.

Cuma, Nisan 6

Şirinlerden nefret ediyorum

Komşu Çocuğu, yani TiK, ve Yeni Komşu bu sabah TalismaN'ın yanından geçiyor. Sonunda karşılaşacaklar yani. Ama ne, Komşu Çocuğu güneş gözlüğünün arkasına saklanmış, eğiyor kafasını geçiyor. Omzuna değip neredeyse. Manita da öyle. Basiretsiz, basiretsiz, basiretsiz. TalismaN bu durumda Şirin Baba'yı arıyor: Şirin Baba, özel bir durum var, bir omuz verebilecek misiniz? Nedir? diye soruyor Şirin Baba, anlatıyor TalismaN: İşte, diyor, bizim Komşu Çocuğu yine, canımı sıkıyor çok. Hayır, diyor, daha bir terbiyesizlik etmiş de değilim, niye ki böyle kafa çevirmeler göz devirmeler filan, nedir ki? Haa, diyor Şirin Baba, bak öyleyse durum ciddi. Bu terbiyesizliğe girer. Geldik say.

Hâl böyle olunca, bugün öğleden sonra 17:00 itibariyle TiK'in evini Şirinler bastı. Beş çayına gelmişler. Önde Şirin Baba'yla Şirine, arkasında bir şirin, bir şirin daha, bir şirin daha ve bir sürü şirin daha. Ellerinde bardaklarıyla gelmişler, mavi mavi kapıyı çaldılar. TiK kapıyı açtı, ay aman ne oluyor filan diye bakarken Şirinler TiK'in üzerine basıp çay çay çay diye içeri daldılar. Bardaklarını sallaya sallaya: Earl Grey var mı? Ben istemem Earl Grey filan, bildiğimiz çaydan olsun. Ben çay istemem zaten. Hani çay var demiştiniz? Ama Şirin Baba, sence çaya gelmek iyi bir fikir miydi? Ben senin içtiğin çaydan içmem. Bana çay getir. Çay getir bana diyorum. Çay nerede? Çaydanlık nerede duruyor? Bardakların nerede? Ay temiz değil bu bardaklar, içmiycem ben çay. Canım çay çekmiyor. Earl Grey var mı? Bu bardağı buraya kim şirinledi? Şirin Baba, Aptal Şirin bardağımı kırdı.
TiK bakakalıyor. Tövbe tövbe, nereden çıktı bunlar yahu? Şirinledi diye düzeltiyor Çokbilmiş Şirin. Kim Şirinledi sizi diye soracaksın. Şirinler kapıyı kilitliyorlar; tamı tamına beş saat boyunca TiK'e gürültü yapıyorlar. Konuşuyorlar yani. Bıdır bıdır. Susmadan. Aptal Şirin soruyor, Sersem Şirin cevaplıyor. Şirine soruyor, Aksi Şirin bağırıyor. Hiç ama hiç susmuyorlar. Bir yandan kurdeşen döken TiK, bir yandan allahım ben kime ne yaptım, ne yaptım ben, kime ne yaptım ki bu ceza diye kızarıyor kızarıyor kızarıyor.

Çarşamba, Nisan 4

Yaptığına Şantaj Denir, Böyle Aşka Montaj Denir

Aynı gecenin saat 00:11'inde TalismaN eline kuyruğunu alıp evin içinde koşmaya başlıyor. Yandım yandım yandım yandım.
TalismaN öyle, bir yakıyor bir yanıyor.
Adaletin bu mu dünya?
Olmayan bir yerden Hamdi Bey'in sesi geliyor: Öyle laflar etmeyin TalismaN hanım kızım, budur adaleti dünyanın, iyidir ayrıca. Ama diyor TalismaN, ben adamın beynini aldım, çektim aldım. Öbürü geldi, tuttu adamı elinde bu saatte, böyle namussuz bir saatte, bir yerlere götürdü. Kapılar diyor açıldı, kapandı, kilitler, anahtarlar. Sayıklar gibi.

Yapmayın hanım kızım, diyor Hamdi Bey, kendinize gelin allah aşkına, bırakın elinizdekini önce bir. Maaşallah diyor, elinize ne geçse silaha dönüşüyor. Matkapla duvarlarımı, dişlerinizle canım evlerimi, süpürgenizle kiracılarımın beynini. Bir durun bakayım. Hah, bırakın, bırakın. Güzel. Kemirmeyin efendim, kemirmeyin hiçbir yeri.

Peki diyor TalismaN, öfkem geçecek mi bir gün?

Ohooo, diyor Hamdi Bey, geçmez olur mu? Hem öfkeniz geçecek, hem de öfkelendiğinize öfkeleneceksiniz. Kemirmeyin TalismaN Hanım. Bu öfkeler geçmese nice olurdu halimiz?

Peki madem, diyor TalismaN, bekleyeyim ben o zaman.

İyi geceler, TalismaN Hanım, rahat uykular.

Öyle pijamayla fırlıyor TalismaN apartmandan, canına yandığımın, yetişiyor Yeni Komşu'yla TiK'e. Bak nasıl rahat uyuyacak bu gece işi bittiğinde. TiiiiiiiiiK diye bağırıyor. Sıçtık, diyor TiK, bu saatte kim bağırsa böyle iyi değil. Amanın yettim diye atlıyor TalismaN TiK'in üzerine, tutuyor saçlarından oturtuyor yere, tek tek, bir bir yoluyor saçlarını: Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor. Sabaha kadar. Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor. Oh.

Salı, Nisan 3

Beyninize Sürpriz Yapın


TalismaN evde gürültü yapmaktan beş duyusundan en az birini kaybetmek üzere. Müzik açıyor, üzerine piyano çalıyor. Bitiyor darbukaya el atıyor. Bitiyor, süpürge çalıştırıyor. Süpürgeyi balkondan sallandırıp adamın kulağına dayayıp beynini hüp diye çekmek istiyor. Beyninize sürpriz yapın. Yeni Komşu'nun kahkahasından nassıl rahatsız oluyor. Onu da mı süpürgelesek. Geceleri işte, evde ve apartmanda ve mahallede Yeni Komşu'nun kahkahasından başka ses kalmadığında süpürgeleme hissi fena nüksediyor.

Ve tabii aklında asıl baş kahramanımız Hamdi Bey. İlla ki soracak neden yaptın diye. Daha geçen gün Hamdi Bey bakkalda TalismaN'ı görüp çikolata hediye etti. Ne sevimliydi. Çikolata hediye ettiğin birinin elinde süpürge onun bunun beynini emmesini beklemezsin. Ha bak, TiK de bir iki kere çikolata hediye etmişti TalismaN'a. Demek ki o da kafasının içindekinin 400 Watt emiş gücüne kurban gitmesini beklemez. Daha iyi. Vallahi düşündükçe hoşuna gidiyor TalismaN'ın. Erkeğin makbulü bir kere beyni süpürülmüş olanı değil midir? Safi seksapel. Hamdi Bey'i filan es geçiyor, yieyt diyor, geliyorum. Balkonu malkonu boşveriyor, iniyor adamın, yani TiK'in evine. Elinde süpürge. Takıyor fişe. Gel buraya dedimmmmm. Dayıyor kulağına adamın süpürgeyi. Hüpür hüpür hüpt. Yeni Komşu kalakalıyor. Sonra da şöyle bir ortalığa tutuyor süpürgeyi, ortalıkta kaldıysa fazlası kahkahaların, onları çeksin diye. İçi rahat, Yeni Komşu daha bir süre zor atar kahkaha. Al diyor, senin olsun kalanı, safi seksapel.

Perşembe, Mart 29

Ev Kemirmesi

TalismaN, TiK'in evini kenarından kemirmeye başladı. Ufak ufak ama. Midesi kaldırmaz bir anda bütün evi yemeyi. Önce balkona açılan kapının kenarından başladı. Hatır hutur hatır. Yine sabahın çok erken saati. TiK bir tuhaf sesler duydu, aman dedi, Hamdi Bey orayı burayı onarıyordur yine sabah sabah, uyumaya devam etti.
TalismaN birden karşısında Hamdi Bey'i buldu hakikaten. Duvardan başını kaldırdı. Daha doğrusu kaldırmak durumunda kaldı. Günaydın TalismaN Hanım, dedi Hamdi Bey, hayırlar ola? Aa, hayır, hayır dedi TalismaN. TiK Bey'le aramızda bir oyun bu, ben sabahları kemiriyorum biraz evini naçizane, seviyor öyle. Birden apartmanın Hamdi Bey'in olduğunu ve haliyle Hamdi Bey'in evini kemirmekte olduğunu farketti. Acıtmıyorum ama, dedi. Hamdi Bey ağzını bir açtı, bir kapadı. TalismaN, benim biraz işim var, en iyisi ben evime gideyim artık, siz günaydın dersiniz TiK Bey'e uyandığında deyip hoppala parmaklıklara tırmandı, balkon demirine tutundu, evine çıktı. Hamdi Bey alçı, sıva, boya bir şeyler bulmak üzere bodruma indi. Allah bu kızcağıza akıl versin diye diye. TiK uyandığında Hamdi Bey'i orayı burayı onarırken buldu. Hamdi Bey TalismaN'ın günaydınını münaydınını iletmedi TiK'e: belli ki bunlar fazlaca yakın, tuhaf da oyunlar oynuyorlar, bu iş böyle devam ederse evlerimi yiyip bitirecekler diye korktu. TiK bu durumda bu sabahki macerayı da kaçırmış oldu.

Çarşamba, Mart 28

Sevgili Olurum Ama Evlenmem

Özel hayatıyla çok gündemde olan bir insan TiK. En azından artık öyle. Sevgili olurum ama evlenmem diye bir cümle var. TalismaN belli ki gece gece ne yapacağını şaşırmış, televizyona bakıyor. "Normal Misin?" diye bir program var. Mankenler hakkında atılıp tutuluyor. Soru şu: "Manken biriyle beraber olmak ister miydiniz?" Yukarıdaki de cevap seçeneklerinden biri. Adamın biri "Neden olmayayım" diyor, "onlar da insan".
TiK de insan. İnsani hâllerine lâfımız yok zaten. Manken biri TiK. Özel hayatıyla çok gündemde.
TalismaN bu sinir nereden diye mızırdanıyor. Daha önce demiştik, Pırıl şahane bir insan, adaletin kendi kendini sağlayacağı yok demişti, bir omuz vermek lâzım.

TiK'in Nefes Kesen Maceraları -4

TalismaN'ın bir arkadaşı var, Pırıl. Nefis bir kadın. Pırıl pırıl. Akşam yemekte diyor ki, güzelim sen çok sinirlisin, kalbin kırıldı, intikam almak istiyorsun ama TiK'e en büyük ceza TiK olmaktır, bırak. Yok diyor, TalismaN, ben hastalanacağım rahatsız etmezsem. Ben rahatsız oldum çünkü. Hâlâ da oluyorum.
Pankart açmak istiyor TalismaN. Reklâm panosu kiralamak. Uçakla gökyüzüne yazı yazmak. Kuruçeşme Divan'da TiK'e sövme gecesi düzenlemek istiyor. Parasını bunlara harcamak istiyor. Adam bir kere de bir şeye tepki versin istiyor. TalismaN tövbe ediyor. Pırıl'ın şahane bir fikri vardı (Pırıl şahane bir kadın): Balkondan TiK'in bahçesine ayıptır söylemesi işese bizim çocuklar. Bir şey demez nasılsa. Bir şey deme adeti yok ya. Kesmez ama.
Derken Jenny Holzer'i keşfediyor TalismaN. Jenny Holzer dünyanın çeşitli yerlerinde binalara, sokaklara bir şeyler yansıtıyor. Kocaman yazıyor. TalismaN, TiK'le ilgilii düşündüklerini apartmana yansıtmak istiyor. Kocaman bir projeksiyon makinasıyla. Olur mu, olur. Mahalleye rezil mi oluruz, e oluruz. Değer mi, e değecek. TalismaN kızgın TiK'e. Bir gitmişti, bir gelmişti aylar sonra. Darmadağın. Nefes alamıyordu, sanki nefes almamıştı aylarca. Soluğu TiK'in yanında almıştı. Resim gibiydi her şey, TalismaN öfkeden kuduracak gibi, kılığından çıkmış. TiK jilet gibi. Keyiften parçalanacak. Sigarayı bırakmış. TalismaN sigaraları içmeyi bırakıp yemeye başlamış, yine de yetmiyor. Adam sigarayı bırakmış. TiK'i dağlar gibi taşlar gibi ayakta görünce TalismaN kudurdu. O da değil, hem o, hem değil daha doğrusu. TalismaN baştan biliyordu TiK'in beş para etmeyecek bir adam olduğunu, görmezden geldi. Ama durduk yerde görmezden gelmedi, insaniyet namına. Adama demişti, ben demişti senin hakkında şöyle şöyle düşünüyorum. Adam, tanımadan yargılıyorsun beni demişti. Keşke tanımadan yargılamaya devam etseymiş TalismaN. Boş bulundu. Ondan. Beş para etmemek TiK'in suçu, bunu görmezden gelmek TalismaN'ın. Paylaşsınlar madem, dedi yazar.

TiK'in Nefes Kesen Maceraları -3

Her ne kadar TalismaN intikam alıyormuş gibi görünse de durum hiç öyle değil: TalismaN o kadar, o kadar, o kadar sıkılmış ki hasta olmaktan korkuyor. İçine atmak istemiyor ki TiK beyninde büyük ya da minik bir kütleye dönüşmesin. TalismaN, intikam değil önlem alıyor.
Neler demişti TiK için, adama prens demişti. Adamı prens mi sanmıştı? Kurbağa prens. Prensi öptü TalismaN, prens kurbağa oldu. Prens kurbağa olunca artık bir daha konuşamadı. Yoksa eskiden bal gibi konuşuyordu.

TiK'in bu sabahki nefes kesen macerası şu şekildeydi: uyandı.

Aslında her sabah yapması gereken tek bir şey vardı, şükretmek. Malum, bir kadının öfkesini üzerine çekmiş bir adamın yapabileceği iki şey olabilir: başına bir şey gelmesin diye dua etmek ve başına bir şey gelmezse buna şükretmek. Bu sabah da bunlardan herhangi birini yapmadı. Şans ki, başına da bir şey gelmedi.



TiK'in Nefes Kesen Maceraları -2

TalismaN evine dönüyor. Bu akşam TiK'in gıkı çıksın istemiyor. Mırıl mırıl Sezen Aksu kulaklarında "Ayak seslerini sık nefeslerini akşam ayıp heveslerini..." TalismaN vallahi düşman TiK'e. Bir yandan çok kızıyor adama, bir yandan herkes herkesi kızdırıyor ama kimse benim gibi yaygara koparmıyor diye düşünüyor. Eh ama, bir yandan da koşullar zorluyor. Adam fare gibi, adam böcek gibi: her yerde. Demeye kalmadan TiK'le Yeni Komşu'nun sesini duyuyor: Yarabbi diyor, billahi dersimi aldım, sustur bu adamı. Ama on günlük tatilin uçup gitmesine izin vermeye de niyeti yok.

Billahi diyor, dersimi aldım, ne olur sustur şu adamı. Bir daha yapmayacağım, bir daha abuk subuk
Tatlı geldi TiK'e herhalde, nasıl keyifli geliyor sesi, nassıl gırtlaklamak istiyor TalismaN adamı; böyle gıdaklaya gıdaklaya yalvarsın. Hayır desin bırak boğazımı, tatlı geldiğinden değil, aşık oldum gibi bir şey ben bu kadına, yani desin, ben sana ta baştan demiştim. Bir ilişki yaşarsak sonra ben doğal olarak hakkım olan bir takım şeyleri yapmak istediğimde üzülürsün. Ne gibi yani bir takım hakkın olan şeyler? Başka kız arkadaşlarım evime geldiğinde yani. Başlatma başka kız arkadaştan. Başka ne demek, kız ne demek, şimdiden hesabını mı yapıyorsun? Neyse, elektrik aldım ben Yeni Komşu'dan (ben de wireless internetini aldım, ne var). Elektriklere gelirsin ümit ederim. Yok dese TalismaN, access denied. Bunlar yetmez, efendi ol, gıdakla daha.

Gıdak dese TiK, ama yani ben seni böyle sapık bilmiyordum TalismaN. Gıdakla diyorum daha basarım yoksa gırtlağına. Gıdak diyor TiK. TalismaN oh diyor, iyyi ki delirdim, tam süper oldu. Yüksek sesle diyor, nasılsa üstte. Hah, oldu şimdi. Bir de aç bakayım kanatlarını, tavuk gibi zıplaya zıplaya yürü bizim sokakta. Saçmalama diyor TiK, daha neler. İyice zıvanadan çıktın sen.

Bunların hiçbiri olmuyor tabii. Anahtar kapıda beş kere dönüyor. Yeni Komşu'yla TiK gidiyorlar bir yere. Gıdaklıyor TalismaN. Ayak seslerini, sık nefeslerini.

Çarşamba, Mart 21

TiK'in Nefes Kesen Maceraları-1

TiK, bu sabah fazlaca keyifli.

Islık sesi geliyor aşağıdan.

TalismaN evden çıkıyor, artık eskisi kadar uzun zaman geçirmiyor evde.

Yarın tatile çıkacak, durduğu yerde yorulmuş.

Gece saat 12:00, apartmana yaklaşıyor. Bir dairenin ışığı açık. TalismaN'ın eskiden oturduğu dairenin. Kim taşınmıştı oraya, ne farkeder, bir kadındı işte. TiK sanki bu saatte oradaymış gibi geliyor TalismaN'a. Bakmayacağım diyor, bakacak tabii. Perdeler açık zaten. TiK orada. Yeni komşunun yanında. Yan yana. Eh, sıkısından bir küfür edip giriyor kendi evine TalismaN. Yarın tatile çıkıyorum, neyse ne.

Biraz kahve, biraz sigara. Sinirli mi, değil mi, tam kestiremiyor. Sabaha da uçağa da fazla zaman kalmamış. Uyumak lâzım. Kapılar açılıyor, kapılar kapanıyor. Bu kadar ay sonra o kadar tanıdık ki TalismaN'a kilit sesleri. Anahtar kapıda beş kere döndüğünde TiK eve gelmiş oluyor. Ya da evden çıkıyor. Ya da çıkıyorlar. Duruma göre. Anahtar kapıda bir kere dönerse TiK'ten başka biri TiK'in evinden başka bir evden çıkıyor. TiK'ten başkası bakkala giderken evini kilitlemiyor mesela. Bir o. Bir kapı bir kez kilitleniyor, bir kapıda anahtar beş kez dönüyor. TalismaN nefes alamıyor. Kadın sesi, kahkaha sesi. TiK'in evindeler. Kahkahalar geliyor yukarıya. TalismaN ben bir ayda bu kadar çok kahkaha atmıyorum, ne olabilir ki bu kadar komik diye düşünüyor. Kahkahanın komikten değil keyiften olduğunu biliyor. Uyuyacağım diye dönüyor dönüyor. Kahkahalar kesiliyor bir zaman sonra. Kapı içeriden kilitleniyor. TalismaN dönüyor, dönüyor. TalismaN yatağa, göğe, yere sığmıyor. İneyim diyor aşağıya. TiK ne kadar gamsız diye düşünüyor, adamın yaşıyor olması mucize. Aman, yine kahkalahar iyiydi, bir dahaki sefere ne isteyeceğimizi daha iyi bilelim diyor TalismaN, uyuyor bin şükür.

Daha sabah karşılaşmışlardı. Resm-i geçit gibi komik bir şey olmuştu dairesinin önünde. Yeni komşu hatır sormuştu, TiK'in annesi gelmişti ardından, sonra TiK'in kendisi bir şeyler demişti, sonra Hamdi Bey. Hamdi Bey apartmanın sahibi. Hamdi Bey'e şikâyet etmek istiyordu TiK'i. Artık anlatacak daha çok şeyim var diye düşündü. Önce ben, sonra yeni komşu. Apartmanın namusu elden gidiyor Hamdi Bey. Atın bu terbiyesizi. Ama yetmez gibi geldi. Ne planlar yapmıştı, bir zaman sonra hepsi devede kulak kalıyordu. Kurabiye gibi çocuklar istemişti, telâfi edecek bir şeyler bulamıyordu.

Sabah uyandı, kulağında kahkahalar. Midesi bulanır gibi oldu. Kötü geldi, sevimsiz geldi. TalismaN eşyalarını topladı, dönünce görüşürüz diye söylendi, çıktı gitti. Apartmanın bütün pencereleri, perdeleri sıkı sıkı kapalı. TiK'in kapısı çok çok kilitli, perdeleri kapalı. İçeride uyku var. Yeni komşunun perdeleri tabii ki kapalı. İçeride kimse yok. Söylene söylene havaalanına gitti TalismaN. Yeni komşunun bir suçu yok, ama iyi gelmedi.

TiK onu da güldürürdü. Komik bir adam mıydı, değildi herhalde. Sevdiği bir adamdı. Sevdiğinden gülerdi bir kere TalismaN. Sevilince de gülerdi. Adam sev beni demişti. Yeni komşuya da mı sev beni demişti acaba? Sonra arada eski sevgilisine dönmüştü. Sonra yeni komşu gelince eski sevgili ortadan kaybolmuştu. Ona ne demişti acaba?

TalismaN aylar önce bir kere daha ayrılmıştı İstanbul'dan. O zaman durum berbattı. Aklında TiK'in yemek tarifi verir gibi ettiği laflar dolanıyordu: Hep senin gibi bir kız arkadaş istedim, olmuyormuş. Eh, olabilir. Ama niye konuşmadın beklettin beni günlerce? Kızmış TalismaN. Erkekler böyle demiş biri. Daha da kızmış TalismaN. Benim seçtiğim erkek böyle olamaz diye. TiK yeni komşuya da mı böyle bir erkekti acaba? TalismaN'ın bir yalvarmadığı kaldı konuş benimle, bir şeyler söyle diye. Söylemedi adam. Gereksiz geldi herhalde.

Ahde Vefa

Hikâyenin hikâye kısmı burada bitmiş olsun. Çok olağanüstü bir durum yok orada. Nihayetinde TalismaN adama vuruluyor, TiK sırra kadem basıyor, TalismaN üzülüyor. Bu kadarı her gün birilerinin başına geliyor.

Bizi ilgilendirense TiK'in hayatının geri kalanında yaşadığı nefes kesen maceralar.

TalismaN nasılsa üst katta yaşıyor. Nefes alsa TiK, yukarıdanduyuluyor.

TiK zaten TalismaN ne zaman bir şey yapacak diye bekliyor.

TiK, yapan bir adam, TalismaN bozan bir kadın.

E, herkes kendine yakışanı yapıyor.

TiK Dünyayı TalismaN'ın Ayaklarının Altına mı Seriyor?

TiK'in hoşuna gidiyor TalismaN'ın hâlleri. Deli deli. Hayatının ortasına düşen bir deli. TiK, TalismaN'ın alt komşusu. Pek konuşmaz bir adamla pek susmaz bir kadın. Bir şey oluyor, dedim ya, bunlar beraber uyumaya başlıyorlar. TiK çekiniyor. Pek yapmaz herhalde öyle şeyler. TalismaN da pek yapmaz öyle şeyler, dikiliyor adamın karşısına: Pek güzel, diyor, böyle uyuyoruz ediyoruz ama ben sana aşık oluyorum. Ben sana dokunmak istiyorum.

TalismaN'ın en yapmadığı şey bu işte. İzin alıyor.

Herhangi bir çeşit ilişkinin nasıl başlatıldığına dikkat etmeli. Sonradan değiştirmek zor çünkü. Kendiliğinden değişenler değişir, ama birinin kalkıp değişiklik yapması zor. Bir kere izin istedin mi, her şey için izin istemen gerekir. Kızmak için bile izin almak gerekir. TiK, aslında izin vermiyor, ama bir o kadar da izin veriyor. TiK, pek çok kişinin yaptığını yapıyor aslında. İşaret veriyor, git diyor ben tekin değilim. TiK kocaman adam. Kendini biliyor. Kendini bilmezliğini biliyor.

Ama hayır olmaz, bazı kadınlar belaya doğru koşmayı iş edinir kendilerine. TalismaN tam da onlardan. Hah diyor, ben buradan yara alırım, hadi beraber uyuyalım.

Eh, iyi diyor TiK, basiretsiz.

İstersin ya da istemezsin. Yazı yazmıyorsun ki beğenmediğin yeri silesin.

TalismaN'ın aklı çıkmış.

TiK ve Arabası

TiK ilk defa heyecanlı gibi. Araba almış, TalismaN'a telefon ediyor: Gel, gezelim. TalismaN bu gibi alışverişlere mesafeli duruyor. Tam da aşık olacakken, ne gereği vardı diyor büyük büyük bir araba almanın. TalismaN büyük şeylere sahip olunmasını sevmiyor.

Çıkıyorlar geziyorlar. Gecenin bir körü. TiK memnun. Arabadan memnun, kendinden memnun.

TalismaN'ın aklından bin türlü şey geçiyor. TiK, sevdin mi arabayı diye soruyor. TalismaN, sevdim diyor, ama sevmesem de sevdim derdim, o kadar mutlu görünüyorsun ki. TiK bu durumdan hoşlanıyor mu hoşlanmıyor mu, bilemiyoruz. TiK, hoşlanıyor mu, hoşlanmıyor mu hiçbir zaman bilemiyoruz.

TalismaN'a bir şey olmuş. Kapısı bacası açılmış, araba olmuş gidiyor. Zırıl zırıl aşık oluyor. Olur öyle. Arabaya rağmen aşık oluyor. Telefonu, kapısı hep çalsın istiyor. Bir erkek adamı seviyor, bir erkek adamı seviyor olmayı seviyor.

TiK Ne Olabilirdi?

Ticaretin İzlenmesi Kanunu'nun kısaltması olabilirdi mesela.
Efendi olabilirdi.

Şaka olabilirdi.

Benden uzak olabilirdi.

Amma, ne yazık, ne hoş, ne tesadüf ki yukarıdakilerden herhangi biri değil TiK. Kendisi başlı başına bir macera. O yüzden de yazmak lâzım. Böyle bir güzelliği dünyaya gönderdikten sonra follow-up hizmetini durduran yaratıcının bunu sıkıntıdan yapmış olduğundan şüpheleniyorum. Bakalım görelim, gün be gün TiK'in hayatı konulu tefrikamızda sıkılacak mıyız sıkılmayacak mıyız? Yine de benden kaçanlar saklı kalsın, haksızlık etmiş olmayayım. Belki görmediğim, duymadığım dakikalarda bir kovalamaca sahnesi, araya giren bir tır, bir şey vardır.

TiK Nedir?

TiK gürültü yapar. TiK başka hiçbir şey yapamadığı için gürültü yapar. Gürültücüdür yani. Bir yandan da TiK, büyük şehirde büyüyenlerin küçük şehirlerde büyüyenlerden farkıdır. TiK bir adamdır, koca bir adamdır, kıyısından insandır. TiK, adamın önde gidenidir, erkek adamdır. Ama TiK her şeyden çok büyük, büyük, büyük bir can sıkıntıdır. TiK, canımın sıkıntısıdır.

TiK, öyledir, böyledir diye anlatmaya gelmez. Öyledir, böyledir diye kimsecikler anlatılmaz ya.

Pazartesi, Mart 19

Bir Pazartesi sabahı saat 7:30’da, yani apartman sakinlerinden işe gitme adeti olanların evden çıkma saati geldiğinde apartmanın zemin katındaki dairelerinden birinin, yani TiK'in dairesinin, oturma odasının tavanında ceviz ağacı büyüklüğünde bir delik açıldı.

Aynı saatte TiK, yandaki odada, gözlerini gürültüye açmış oldu. Aman dedi, bu apartmanın gürültüsü hiç bitmiyor, taşınsam iyi olacak artık.

Yine aynı saatte, komşulardan Çikolata ve Eşi Şeker Hanımlar mırıl mırıl uyuyordu. Apartman sahibi Hamdi Bey kahvaltı ediyordu. Hamdi Bey’in oğulları işe gitmek üzere evden çıkıyordu. Kimse bir şey duymadı.

TiK oturma odasına koştu. Tavandaki deliği gördü. Uyanamadım herhalde diye düşündü. Sağa baktı, sola baktı. Ne oluyor demeye kalmadan açılan delikten fındık fıstık yağmaya başladı. Sonra yoğurt, patates, kereviz, kahve, bulaşık deterjanı, ütü, elbette çamaşır suyu, bir laptop, iki hafta beklemiş süt, cin ali serisi, kurabiye ve en son TalismaN yağdı alt kata. Bir de kedi.

TalismaN “Günaydııııın” dedi. TiK pek bir şey diyemedi, hesap yapıyordu, o delik öyle bir anda nasıl açıldı, apartman kaç senelikti, böyle bir gürültünün üzerinden dakikalar geçmişti, neden hâlâ kimseler eve üşüşmemişti, kaldı ki birileri ne bu ses diye kapıya geldiğinde kim kime ne diyecekti.

TiK’in canı sıkıldı. Hem tavan delinmiş, hem başka bin türlü yol varken TalismaN evine gökten inmeyi seçmiş, hem de gökten geleni kapıdan çıkmaya nasıl ikna edeceksin, belli ki bir istediği var, konuşmak gerekecek şimdi. Ne istiyor? TalismaN ne istiyordu ki şimdi? Şu saatte? Şu koşullar altında hem de.

Bu sefer TalismaN’ın canı sıkıldı. Bu kadar iddialı bir giriş yapınca insan, bir tepki bekliyor çünkü. Yere, yoğurtlu bir köşeye bağdaş kurup oturdu. Herhalde dedi bir şey der birazdan. Ve TiK dedi ki: Bir toplantıya yetişmem gerekiyor, öğleden sonra arayayım mı seni? Tamam dedi bizimki. Ara, konuşuruz. Ben gideyim madem. (Puf dedi TiK, atlattık; pöf dedi Talisman, bu da olmadı.) Açtı kapıyı, evine çıktı.

TalismaN böyle bir kadın, TiK böyle bir adam.
TalismaN bir kadın, TiK bir adam.