Bir Pazartesi sabahı saat 7:30’da, yani apartman sakinlerinden işe gitme adeti olanların evden çıkma saati geldiğinde apartmanın zemin katındaki dairelerinden birinin, yani TiK'in dairesinin, oturma odasının tavanında ceviz ağacı büyüklüğünde bir delik açıldı.
Aynı saatte TiK, yandaki odada, gözlerini gürültüye açmış oldu. Aman dedi, bu apartmanın gürültüsü hiç bitmiyor, taşınsam iyi olacak artık.
Yine aynı saatte, komşulardan Çikolata ve Eşi Şeker Hanımlar mırıl mırıl uyuyordu. Apartman sahibi Hamdi Bey kahvaltı ediyordu. Hamdi Bey’in oğulları işe gitmek üzere evden çıkıyordu. Kimse bir şey duymadı.
TiK oturma odasına koştu. Tavandaki deliği gördü. Uyanamadım herhalde diye düşündü. Sağa baktı, sola baktı. Ne oluyor demeye kalmadan açılan delikten fındık fıstık yağmaya başladı. Sonra yoğurt, patates, kereviz, kahve, bulaşık deterjanı, ütü, elbette çamaşır suyu, bir laptop, iki hafta beklemiş süt, cin ali serisi, kurabiye ve en son TalismaN yağdı alt kata. Bir de kedi.
TalismaN “Günaydııııın” dedi. TiK pek bir şey diyemedi, hesap yapıyordu, o delik öyle bir anda nasıl açıldı, apartman kaç senelikti, böyle bir gürültünün üzerinden dakikalar geçmişti, neden hâlâ kimseler eve üşüşmemişti, kaldı ki birileri ne bu ses diye kapıya geldiğinde kim kime ne diyecekti.
TiK’in canı sıkıldı. Hem tavan delinmiş, hem başka bin türlü yol varken TalismaN evine gökten inmeyi seçmiş, hem de gökten geleni kapıdan çıkmaya nasıl ikna edeceksin, belli ki bir istediği var, konuşmak gerekecek şimdi. Ne istiyor? TalismaN ne istiyordu ki şimdi? Şu saatte? Şu koşullar altında hem de.
Bu sefer TalismaN’ın canı sıkıldı. Bu kadar iddialı bir giriş yapınca insan, bir tepki bekliyor çünkü. Yere, yoğurtlu bir köşeye bağdaş kurup oturdu. Herhalde dedi bir şey der birazdan. Ve TiK dedi ki: Bir toplantıya yetişmem gerekiyor, öğleden sonra arayayım mı seni? Tamam dedi bizimki. Ara, konuşuruz. Ben gideyim madem. (Puf dedi TiK, atlattık; pöf dedi Talisman, bu da olmadı.) Açtı kapıyı, evine çıktı.
Aynı saatte TiK, yandaki odada, gözlerini gürültüye açmış oldu. Aman dedi, bu apartmanın gürültüsü hiç bitmiyor, taşınsam iyi olacak artık.
Yine aynı saatte, komşulardan Çikolata ve Eşi Şeker Hanımlar mırıl mırıl uyuyordu. Apartman sahibi Hamdi Bey kahvaltı ediyordu. Hamdi Bey’in oğulları işe gitmek üzere evden çıkıyordu. Kimse bir şey duymadı.
TiK oturma odasına koştu. Tavandaki deliği gördü. Uyanamadım herhalde diye düşündü. Sağa baktı, sola baktı. Ne oluyor demeye kalmadan açılan delikten fındık fıstık yağmaya başladı. Sonra yoğurt, patates, kereviz, kahve, bulaşık deterjanı, ütü, elbette çamaşır suyu, bir laptop, iki hafta beklemiş süt, cin ali serisi, kurabiye ve en son TalismaN yağdı alt kata. Bir de kedi.
TalismaN “Günaydııııın” dedi. TiK pek bir şey diyemedi, hesap yapıyordu, o delik öyle bir anda nasıl açıldı, apartman kaç senelikti, böyle bir gürültünün üzerinden dakikalar geçmişti, neden hâlâ kimseler eve üşüşmemişti, kaldı ki birileri ne bu ses diye kapıya geldiğinde kim kime ne diyecekti.
TiK’in canı sıkıldı. Hem tavan delinmiş, hem başka bin türlü yol varken TalismaN evine gökten inmeyi seçmiş, hem de gökten geleni kapıdan çıkmaya nasıl ikna edeceksin, belli ki bir istediği var, konuşmak gerekecek şimdi. Ne istiyor? TalismaN ne istiyordu ki şimdi? Şu saatte? Şu koşullar altında hem de.
Bu sefer TalismaN’ın canı sıkıldı. Bu kadar iddialı bir giriş yapınca insan, bir tepki bekliyor çünkü. Yere, yoğurtlu bir köşeye bağdaş kurup oturdu. Herhalde dedi bir şey der birazdan. Ve TiK dedi ki: Bir toplantıya yetişmem gerekiyor, öğleden sonra arayayım mı seni? Tamam dedi bizimki. Ara, konuşuruz. Ben gideyim madem. (Puf dedi TiK, atlattık; pöf dedi Talisman, bu da olmadı.) Açtı kapıyı, evine çıktı.
TalismaN böyle bir kadın, TiK böyle bir adam.
TalismaN bir kadın, TiK bir adam.