TalismaN'ın bir arkadaşı var, Pırıl. Nefis bir kadın. Pırıl pırıl. Akşam yemekte diyor ki, güzelim sen çok sinirlisin, kalbin kırıldı, intikam almak istiyorsun ama TiK'e en büyük ceza TiK olmaktır, bırak. Yok diyor, TalismaN, ben hastalanacağım rahatsız etmezsem. Ben rahatsız oldum çünkü. Hâlâ da oluyorum.
Pankart açmak istiyor TalismaN. Reklâm panosu kiralamak. Uçakla gökyüzüne yazı yazmak. Kuruçeşme Divan'da TiK'e sövme gecesi düzenlemek istiyor. Parasını bunlara harcamak istiyor. Adam bir kere de bir şeye tepki versin istiyor. TalismaN tövbe ediyor. Pırıl'ın şahane bir fikri vardı (Pırıl şahane bir kadın): Balkondan TiK'in bahçesine ayıptır söylemesi işese bizim çocuklar. Bir şey demez nasılsa. Bir şey deme adeti yok ya. Kesmez ama.
Derken Jenny Holzer'i keşfediyor TalismaN. Jenny Holzer dünyanın çeşitli yerlerinde binalara, sokaklara bir şeyler yansıtıyor. Kocaman yazıyor. TalismaN, TiK'le ilgilii düşündüklerini apartmana yansıtmak istiyor. Kocaman bir projeksiyon makinasıyla. Olur mu, olur. Mahalleye rezil mi oluruz, e oluruz. Değer mi, e değecek. TalismaN kızgın TiK'e. Bir gitmişti, bir gelmişti aylar sonra. Darmadağın. Nefes alamıyordu, sanki nefes almamıştı aylarca. Soluğu TiK'in yanında almıştı. Resim gibiydi her şey, TalismaN öfkeden kuduracak gibi, kılığından çıkmış. TiK jilet gibi. Keyiften parçalanacak. Sigarayı bırakmış. TalismaN sigaraları içmeyi bırakıp yemeye başlamış, yine de yetmiyor. Adam sigarayı bırakmış. TiK'i dağlar gibi taşlar gibi ayakta görünce TalismaN kudurdu. O da değil, hem o, hem değil daha doğrusu. TalismaN baştan biliyordu TiK'in beş para etmeyecek bir adam olduğunu, görmezden geldi. Ama durduk yerde görmezden gelmedi, insaniyet namına. Adama demişti, ben demişti senin hakkında şöyle şöyle düşünüyorum. Adam, tanımadan yargılıyorsun beni demişti. Keşke tanımadan yargılamaya devam etseymiş TalismaN. Boş bulundu. Ondan. Beş para etmemek TiK'in suçu, bunu görmezden gelmek TalismaN'ın. Paylaşsınlar madem, dedi yazar.