Vuhoa, vuhoa (aynen böyle), dedi TalismaN. Arnavutköy'ün yolları uzadı, büyüdü, şehirlerarası karayolu oldu, insanlar küçüldü, azaldı, yok oldu. Sahnede bir TiK kaldı, arabasının içinde, jilet gibi, ayağı gazda, tek eli sımsıkı direksiyonda, basıyor gidiyor. Gözü yolda, gözü her yerde ama bir tek karşısında apaçık duran TalismaN'da değil. Bak artık karşı karşıya gelmişiz, bir kere de gözlerime bak. TalismaN, gözleri hiçbir yere bakan TiK'in gözlerinde, elinde kayfe, mıhlandı kaldırıma. Kimseler kalmadı ortalıkta. Dünya patladı, bir kere de gözüme bak. Direksiyonu daha çok ittirdiğinde TalismaN puf yok olmayacak. Araba da gitti, kaldı mı bir Arnavutköy yolları, bir TalismaN, bir de keyifle içilmek üzere alınmış kahve. Sağolsun TiK, yemini suyunu eksik etmiyor TalismaN'ın. Şehre gelir gelmez, ayağının tozuyla, ağzını burnunu yamultuyor kadının. TalismaN da ucunu, kuyruğunu, artık ele gelir neyi kalmışsa onu tuta tuta, sendeleye, yamula evine dar atıyor kendini.
Pırıl'ın evinde boya yapılıyormuş, Pırıl kafayı bulmuş. Bir kakara bir kikiri. Sanırsın yedi yaşında ve gamsızlıkta sınır tanımıyor. Bir de Pıtrak var. Pıtrak acil yardım kiti gibi bir kadın. Mucizeler yaratıyor konuşurken, ama söz kendisine geldiğinde içinden bambaşka bir kadın çıkıyor. Zıvır zıvır zırvalıyor. Yeri gelmişken Pıtrak'ı sosyeteye üstünkörü tanıtmış olalım, ileride ayrıntıya nasılsa gireceğiz.
TiK'in TalismaN'ın varlığını böylesine fütursuzca inkar etmesi TalismaN'ı yaralıyor, parçalara ayırıyor, kesiyor, biçiyor. İşler de bir kez ters gitmeye başlayınca sonu gelmez ya tersliklerin, bu aralar durum öyle biraz. Öyle çiçek olmakla, böcek olmakla bu işin içinden sıyrılamayacakmış gibi geliyor TalismaN'a. Bir mutsuzluk, bir hüzün hali. Bir an için, TalismaN, yarabbi diyor, yoksa yoksa aşık mıyım? Hayır, değil. Sersem TalismaN, neydiyse artık üç gün müydü, beş gün müydü, onu özlüyorsun. Hayvanlar gibi özlüyorsun. Adamı değil. O adam orada değil. TalismaN'ın Türkçesi mürkçesi yetmiyor artık olanı biteni ifade etmeye. Ey yüce dieu éternel. Pazarlığa mı otursam diye şöyle bir tartıyor TalismaN. Niyet ettiği de, yüce dieu éternel'le pazarlığa oturmak. Bir hesap ediyor, manavla pazarlığından bile mağlup ayrılan TalismaN bu işe hiç kalkışmamaya karar veriyor. İçi amma cazur cuzur etti TiK'i görünce birden.
İşte bütün bu kargaşa apartmandaki fısıltılar TalismaN'ın kulağına gelene kadar sürüyor. Bir fısır fısır konuşmalar, bir bıyık altından gülmeler. TalismaN kapıya yaklaşıyor. Daha doğrusu kapıya yapışıyor. Bıdır fısır bıdır fısır. Gebeymiş. Kimmiş gebe ayol? (Önümüzdeki bahar günleri hoş gelişmelere gebe.) Ayol delirdin galiba Naciye Hanım, erkek adam hamile kalır mı hiç? Vallahi bilmem şekerim, olmuş işte, nasıl oldusuna karışmam. Ayol Yeni Komşu'ya erkek gibi kadın dediydik ama böylesi de duyulmuş şey değil. TiK Bey hamileymiş. Gebe, gebe. Bildiğin bebek bekliyormuş. Ayol, olmaz öyle şey. Ben bilmem, öyleymiş, Hamdi Bey'e anlatmış.
Bu türden bir dedikodu, haklı olarak dalga dalga yayılıyor katlar arasında. TalismaN'ın ne kederi, ne öfkesi kalıyor. Oy oy oy, açıyor google'ı, lohusa şerbeti tarifine bakıyor. Süper olacak bahar günleri. TiK bzzzt bzzzt bzzzt ediyor. Kim koydu bunu buraya yieyt. Bzzt bzzt bzzt. Aa, bozuldu adam.