Perşembe, Nisan 26

Gül Dalında Öten Bülbülün Olsam

Bu gebelik meselesi bile yatıştı. Apartmanda tıs yok. Bir gün çekiştirdiler adamı, kadını, geçti gitti bile. Neyse efendim, son duyduğumuz, TiK, bütün şaşkınlığı bir yana, aldıracakmış çocuğu. TalismaN feryat figan tabii: dur yapma, benim kurabiyem o, dur yapma. Başkaları kendi hesabına yazacaktır elbet ve haklı olarak ama TalismaN koydu çocuğu oraya. Odur, budur, geçti gitti işte, bu sabah kimseyi heyecanlandırmıyor bu olay. Bu kadarmış demek. Vızır vızır vızırdandı aylarca, ama neden dedi, yırtındı, yırttı ve sonunda başardı TalismaN. Ve ne, şimdi, bu sabah, kimseden ses çıkmıyor. O da olur.
TalismaN adamlarla barış yapmaya çalışıyor, inanmazsın. Hani çok ulvi bir sebebi de yok: cins-i latifin de övgüye değer bir yanı olmadığından ve temelde baskın seçeneklerimiz adamlar ve kadınlardan ibaret olduğundan onu de öbürünü de çıkarınca TalismaN'ın elinde yalnız kendisi kalıyor. Bu kadar basit bir hesap yani. Ama yani, artık o kadar ezbere alınmış işler ki bunlar. Cins-i latif başka yerde cins-i ayyu başka yerde fire veriyor. TalismaN fire vermiyor mu? O da veriyor. Bzzt bzzt ediyor, etmez olur mu? O da insan ama tövbe etmiş bir kimse kendisi. Eli varmıyor, kimselere kıyamıyor. Fazla sürmez herhalde, kendisi kıyma olana kadar en fazla. Elini atıyor, yanmadan yandırmadan çekiyor. İğrenç.
Barış meselesine dönecek olursak, bu işin bugün yarın olmayacağı ortada. Ağzından bal damlıyor TalismaN'ın, bir tatlı dil, bir hoş sohbet. Açıyor camı, eğiliveriyor aşağıya: Ötsem yanık yanık, gönlüne dolsam? Komşu yaklaşık şöyle bir cevap veriyor: Hüöe?

Çarşamba, Nisan 25

Tohum

Vuhoa, vuhoa (aynen böyle), dedi TalismaN. Arnavutköy'ün yolları uzadı, büyüdü, şehirlerarası karayolu oldu, insanlar küçüldü, azaldı, yok oldu. Sahnede bir TiK kaldı, arabasının içinde, jilet gibi, ayağı gazda, tek eli sımsıkı direksiyonda, basıyor gidiyor. Gözü yolda, gözü her yerde ama bir tek karşısında apaçık duran TalismaN'da değil. Bak artık karşı karşıya gelmişiz, bir kere de gözlerime bak. TalismaN, gözleri hiçbir yere bakan TiK'in gözlerinde, elinde kayfe, mıhlandı kaldırıma. Kimseler kalmadı ortalıkta. Dünya patladı, bir kere de gözüme bak. Direksiyonu daha çok ittirdiğinde TalismaN puf yok olmayacak. Araba da gitti, kaldı mı bir Arnavutköy yolları, bir TalismaN, bir de keyifle içilmek üzere alınmış kahve. Sağolsun TiK, yemini suyunu eksik etmiyor TalismaN'ın. Şehre gelir gelmez, ayağının tozuyla, ağzını burnunu yamultuyor kadının. TalismaN da ucunu, kuyruğunu, artık ele gelir neyi kalmışsa onu tuta tuta, sendeleye, yamula evine dar atıyor kendini.
Pırıl'ın evinde boya yapılıyormuş, Pırıl kafayı bulmuş. Bir kakara bir kikiri. Sanırsın yedi yaşında ve gamsızlıkta sınır tanımıyor. Bir de Pıtrak var. Pıtrak acil yardım kiti gibi bir kadın. Mucizeler yaratıyor konuşurken, ama söz kendisine geldiğinde içinden bambaşka bir kadın çıkıyor. Zıvır zıvır zırvalıyor. Yeri gelmişken Pıtrak'ı sosyeteye üstünkörü tanıtmış olalım, ileride ayrıntıya nasılsa gireceğiz.
TiK'in TalismaN'ın varlığını böylesine fütursuzca inkar etmesi TalismaN'ı yaralıyor, parçalara ayırıyor, kesiyor, biçiyor. İşler de bir kez ters gitmeye başlayınca sonu gelmez ya tersliklerin, bu aralar durum öyle biraz. Öyle çiçek olmakla, böcek olmakla bu işin içinden sıyrılamayacakmış gibi geliyor TalismaN'a. Bir mutsuzluk, bir hüzün hali. Bir an için, TalismaN, yarabbi diyor, yoksa yoksa aşık mıyım? Hayır, değil. Sersem TalismaN, neydiyse artık üç gün müydü, beş gün müydü, onu özlüyorsun. Hayvanlar gibi özlüyorsun. Adamı değil. O adam orada değil. TalismaN'ın Türkçesi mürkçesi yetmiyor artık olanı biteni ifade etmeye. Ey yüce dieu éternel. Pazarlığa mı otursam diye şöyle bir tartıyor TalismaN. Niyet ettiği de, yüce dieu éternel'le pazarlığa oturmak. Bir hesap ediyor, manavla pazarlığından bile mağlup ayrılan TalismaN bu işe hiç kalkışmamaya karar veriyor. İçi amma cazur cuzur etti TiK'i görünce birden.
İşte bütün bu kargaşa apartmandaki fısıltılar TalismaN'ın kulağına gelene kadar sürüyor. Bir fısır fısır konuşmalar, bir bıyık altından gülmeler. TalismaN kapıya yaklaşıyor. Daha doğrusu kapıya yapışıyor. Bıdır fısır bıdır fısır. Gebeymiş. Kimmiş gebe ayol? (Önümüzdeki bahar günleri hoş gelişmelere gebe.) Ayol delirdin galiba Naciye Hanım, erkek adam hamile kalır mı hiç? Vallahi bilmem şekerim, olmuş işte, nasıl oldusuna karışmam. Ayol Yeni Komşu'ya erkek gibi kadın dediydik ama böylesi de duyulmuş şey değil. TiK Bey hamileymiş. Gebe, gebe. Bildiğin bebek bekliyormuş. Ayol, olmaz öyle şey. Ben bilmem, öyleymiş, Hamdi Bey'e anlatmış.
Bu türden bir dedikodu, haklı olarak dalga dalga yayılıyor katlar arasında. TalismaN'ın ne kederi, ne öfkesi kalıyor. Oy oy oy, açıyor google'ı, lohusa şerbeti tarifine bakıyor. Süper olacak bahar günleri. TiK bzzzt bzzzt bzzzt ediyor. Kim koydu bunu buraya yieyt. Bzzt bzzt bzzt. Aa, bozuldu adam.

Cumartesi, Nisan 21

Bahçe Düzenlemesi

TiK bir yere gitmiş, günlerdir yok. Yeni Komşu da öyle. Spekülatif olacak ama beraber gitmişler. Vay beni, vay beni beni. Yazar TalismaN'ı eğri oturtup doğru konuşturuyor: Ne istiyorsun?
Vallahi diyor TalismaN, öyle fazla bir şey istediğim yok, giderken bir haber etseydi, (aslında "etselerdi" dedi TalismaN. Her şeyi bilen yazar, Güzel kardeşim, dedi, çoğul çalışma, Yeni Komşu'ya bulaşma. Yeri gelmişken, isim filân da takma kadına. Ayıp. Haa, dedi TalismaN, doğrudur), bir haber etseydi, ben şuraya gidiyorum hanım arkadaşımla deseydi. Yazar soruyor: Neden allasen? Çünkü, diyor TalismaN, bende sinir var. İlla deli saçması olacaksa, abesle iştigal edilecekse bari tam olsun. Yazar TalismaN'la bu türden bir ilişki kurmaktan vazgeçiyor, işine bakıyor.
TalismaN bu sırada, ve madem TiK'in ne cehennemde olduğunu bilmiyor, çiçek olmaya karar veriyor. Hazır apartmanda kimseler de yokken. Hamdi Bey yok, Çikolata yok, Şeker Hanım Yok, öbürü zaten yok, eh, başka işine karışan da olmaz zaten.
Bodrum katına iniyor, Hamdi Bey'in kazma -küreklerinden işine yarar görünenlerden birkaç tane seçiyor ve TiK'in bahçesine gidiyor. Bugün Cumartesi. TiK insanı Pazar akşamı döner. Epeyce vakit var, en nihayetinde mimar filan değil çiçek olmaya karar verdi. Önce kaz allah kaz, boyu 60 cm eni aşağı yukarı bağdaş kurmuş TalismaN kadar olan bir delik açıyor. Rahatına düşkün çiçek. Sonra havuzcuyu arıyor, acil ama çok acil bir iş var diyor. Havuz yapacağız. Minik ama. Allahtan Hamdi Bey yok. Havuzcular geliyor, deliğin içi boydan boya bebek mavisi seramik kaplanıyor.
TalismaN yukarı çıkıyor, evindeki sardunyaları tutup aşağı indiriyor. 6 tane. Kendi deliğinin sağ yanına üç sol yanına üç sardunya dikiyor. Oh, mis.
Pazar akşamüstü saatlerinde duşunu, saçını, başını yapan TalismaN çiçek gibi oluyor. Eline bir kitap alıp TiK'in bahçesine iniyor. Oturuyor deliğinin içine, bağdaş kuruyor. Bir tek kafası dışarıda. Sağ yanında üç, sol yanında üç sardunya. Kitabını okuyor, geldi gelir bizimki diye.
Bu anlamsız pozisyonda uzun saatler geçirmesi gerekiyor. Gece 23:00 sularında TiK'le hanım arkadaşı eve dönüyor. Hanım arkadaş eve, TiK tabii ki, tabii ki önce bahçeye. Dizi dizi sardunyaları görüyor TiK, öf ya diyor, öf ya, iki gün evi boş bırakıyorum Hamdi Bey hemen bahçeme el atıyor. Sinir var galiba TiK'te. Çiçeklerden biri TiK'e hayırlı akşamlar diliyor. N'aber? Fotosentez sırası TiK'e geçiyor. TiK I-aaaaaaaa diye çığlık çığlığa bir kaçıyor, bir kaçıyor. Yetti be, yetti, yetti, yetti.

Perşembe, Nisan 19

Sende Kaldı Bende Kaldı

Ayten Hanım, yani TalismaN'ın ev temizliğinden iki haftada bir sorumlu olan kurabiye gibi karakter, bu Cuma sabahı da mahalleyi inletiyor. Olay şu, Ayten Hanım TalismaN'ın TiK'e olan düşkünlüğünün farkına varmış durumda ve belirsiz bir yerden ateşi almış, oyuna katılıyor. Sabahları TalismaN daha uykudayken eve geliyor, aslında dip köşe temizliğe pek meraklı olmasa da, eve girer girmez bütün halıları tuttuğu gibi bir kenara topluyor ve on dakika sürecek olan şenlik başlıyor.
TalismaN'ın annesi temizlik konusunda on kadın gücünde. Ara sıra TalismaN'ın evine gelip Ayten Hanım'a işkence ediyor. Halıları camdan balkondan silkelemeden temizlemeyi öğretiyor. Ayten Hanım aslında bu konuda eğitimli yani. Fakat, TalismaN'ın annesi yokken alıyor halıları çıkıyor TiK'in tepesine, başlıyor en küçük halıdan en büyüğe doğru çırpa çırpa silkelemeye. Sesler giderek yükseliyor. Her hafta aynı şey. Üçüncü beşinci halıda TalismaN gürültüye uyanıyor. Saat sekiz buçuk. Uyanmamak mümkün değil, herkes uyanıyor. TalismaN Aman Ayten Hanım ne oluyor diye fırlıyor yataktan. Ayten Hanım kendinden geçmiş, iki metrelik halıyı al sana, al sana, uyan, bu saatte uyunur mu, senin verdiğin söz söz değil miydi, düze çıkmayasın inşallah diye söylene söylene silkeliyor. Halı temizleneli dakikalar olmuş da, bizimki kendinden taşmış. Eve aklı başında bir adam girmiyor ki. Ayten Hanım ne biliyor, dahası nereden biliyor, o belli değil. Bu ayini bir 14 Şubat sabahı saat sekiz sularında başlattı. Önce TalismaN'ın Sevgililer Günü'nü kutladı, sonra yukarıda anlattıklarımı ilk defa yaptı. O gün bugündür de aksatmışlığı, sektirmişliği yok. Şu var ki, verip veriştirmek konusunda fazlasıyla cömert. TalismaN'ı takmıyor. Silkeliyor da silkeliyor. Söyleniyor da söyleniyor. Halılar mükemmel havalanmışlık seviyesine ulaştığında, bizimki de içindekileri sokağa salıp rahatladığında camı pencereyi kapıyor, temizlik yapmaktan ziyade geyik çevirmek üzere yanına bir kova su üç tane de bez koyuyor, bütün gün takılıyor. Ama ne, TalismaN Ayten Hanım'a bayılıyor.

24 Saat Önce Her Şey Bitti Yani Dün

Gırtlaklanacak kurye TalismaN'a yakın düşermiş. En az on ailenin yaşadığı apartmanda kurye illa ki TalismaN'ın kapısını çalıyor. Buyrun? Yeni Komşu'yu arıyoruz biz. (Hepiniz mi?) Bilemeyeceğim Kurye Bey, tanımam etmem. Alt komşunuz olur kendisi. Aa öyle mi, madem o kadar biliyorsun neden benim kapımdasın, ona git. Yok burada, burada ben varım ve giderek tersleşiyorum. Gönderiyor Kurye Bey'i TalismaN. Tövbe tövbe, niye ben?
Üç dakika sonra kapı kurye kurye çalıyor: Yeni Komşu Hanım yok da. Bana ne efendim, bana ne? Siz diyorum teslim alsanız? Almam. Ama uzun yoldan geldik. Bana ne. Aramış ama, rica etmiş bugün getirilsin diye. Bana ne, onun ayıbı, mahkemeye verin. Başka kimse yok mu apartmanda? Yok. Lütfen ama, çok uzun yoldan geldik. Ver, başımın belası, neyse bu kadar mühim olan. Ayy, çok teşekkürler, uzaktan geldiydik de biz. (Hepiniz mi?) İsim alabilir miyim? Alamazsınız. Ama o zaman teslim edemeyiz bunu size. Aa, n'olur ama bak, ant verdim. Hah, onu diyorum ben de, teslim alamam ben. Adam bakıyor TalismaN'a, önce hangisinin sabrı taşacak acaba. TalismaN Bilmemne. Bir de telefon numarası. Şu şu şu. TalismaN'ın kucağına bir dergiler yığıyor Kurye Bey, sağolasınız, benim yolum uzun, diyor, gidiyor. TalismaN alıyor dergileri, baş parmağıyla işaret parmağı arasında tutup kenara koyuyor. TiK'in adını görüyor dergilerden birinde, diğerinde de Yeni Komşu'nunkini. Evin havası, rengi kaçıyor. On dakika dolanıyor, başının derdi oluyor iki tane kıçıkırık dergi. Madem bu kadar önemliler, götürüp kapı önüne bırakıyor.
Beş, bilemedin on dakika sonra TiK dergi mahalline intikal ediyor. Çat çat, topluyor dergileri. E, n'oldu? TalismaN mide kramplarıyla kalakalıyor. Sümbül mevsimi ya, dergine bir, sana iki sümbül.

Pazartesi, Nisan 16

Bilenin ve Bana Katlananın Yanına Kâr Kalıyor

TalismaN evde çirkin çirkin otururken Minimalist Manita’yla Cin Ali gecenin kör vaktinde kıpraşık bir gece geçirmek üzere aynı bilinmeyen yere doğru yola çıkıyorlar. TalismaN bu beklenmedik durum karşısında sol ayağının parmaklarını oynatıp izliyor, oynatıyor oynatıyor bir daha izliyor. TalismaN inceden oynatıyor aslına bakacak olursak.

TalismaN’ın TiK’in bir gün allah aşkına nefes kesen bir macera yaşaması gerektiğine dair sarsılmaz inancı gün be gün artıyor. Yani, TiK’i izlerken, dinlerken diyelim, adamın aynı şeyleri baştan baştan yaşıyor olması TalismaN’ı sıkıyor. Manita kapısına dayanıyor TiK’in bazen: Komşu diyor. Çok komik. Sus ayol, sence senden önce başkasının bu komikliği yapmış olması ihtimali yok mudur? Sen başka bir şey de. Misal, TalismaN’ın TiK’le karşılaşmak gibi bir lüksü olsa neler neler der. Neler der acaba? Öbürü, sen de başka bir şeyin tadını çıkar. Cin Ali. Ali heyecan duy. Duy Ali duy. TalismaN geri kalan ayak parmaklarını oynatıyor. Böylesine güçlü hisler besliyor bu ilişkiye.

TalismaN’ın TiK’le karşılaşmak gibi bir lüksü olsa neler neler der. Ben sana diyeyim, ağzını açmaz. Geveze olmasına geveze bir kadın TalismaN da, dedikleri havaya gidecek olduktan sonra konuşmamayı yeğleyeceğinden eminim. En azından Komşu Çocuğu dese? Beklese, adam anlasa ne dediğini. Olmaz, birincisi TalismaN laf sokmaz, gururuna dokunur. Laf sokulmaz, edilir çünkü. İkincisi, TiK’e girecek bir şey varsa TalismaN bunun laf olmadığından emindir. Benim bildiğim TalismaN bundan emindir.

Hay allah, diyor TalismaN, sümbül vakti sümbül vakti yapacak başka işim mi yok? Bırak adamı gitsin kıpraşsın sonsuz. Eah (aynen böyle), hele bir sümbül vakti geçsin.

Cuma, Nisan 6

Şirinlerden nefret ediyorum

Komşu Çocuğu, yani TiK, ve Yeni Komşu bu sabah TalismaN'ın yanından geçiyor. Sonunda karşılaşacaklar yani. Ama ne, Komşu Çocuğu güneş gözlüğünün arkasına saklanmış, eğiyor kafasını geçiyor. Omzuna değip neredeyse. Manita da öyle. Basiretsiz, basiretsiz, basiretsiz. TalismaN bu durumda Şirin Baba'yı arıyor: Şirin Baba, özel bir durum var, bir omuz verebilecek misiniz? Nedir? diye soruyor Şirin Baba, anlatıyor TalismaN: İşte, diyor, bizim Komşu Çocuğu yine, canımı sıkıyor çok. Hayır, diyor, daha bir terbiyesizlik etmiş de değilim, niye ki böyle kafa çevirmeler göz devirmeler filan, nedir ki? Haa, diyor Şirin Baba, bak öyleyse durum ciddi. Bu terbiyesizliğe girer. Geldik say.

Hâl böyle olunca, bugün öğleden sonra 17:00 itibariyle TiK'in evini Şirinler bastı. Beş çayına gelmişler. Önde Şirin Baba'yla Şirine, arkasında bir şirin, bir şirin daha, bir şirin daha ve bir sürü şirin daha. Ellerinde bardaklarıyla gelmişler, mavi mavi kapıyı çaldılar. TiK kapıyı açtı, ay aman ne oluyor filan diye bakarken Şirinler TiK'in üzerine basıp çay çay çay diye içeri daldılar. Bardaklarını sallaya sallaya: Earl Grey var mı? Ben istemem Earl Grey filan, bildiğimiz çaydan olsun. Ben çay istemem zaten. Hani çay var demiştiniz? Ama Şirin Baba, sence çaya gelmek iyi bir fikir miydi? Ben senin içtiğin çaydan içmem. Bana çay getir. Çay getir bana diyorum. Çay nerede? Çaydanlık nerede duruyor? Bardakların nerede? Ay temiz değil bu bardaklar, içmiycem ben çay. Canım çay çekmiyor. Earl Grey var mı? Bu bardağı buraya kim şirinledi? Şirin Baba, Aptal Şirin bardağımı kırdı.
TiK bakakalıyor. Tövbe tövbe, nereden çıktı bunlar yahu? Şirinledi diye düzeltiyor Çokbilmiş Şirin. Kim Şirinledi sizi diye soracaksın. Şirinler kapıyı kilitliyorlar; tamı tamına beş saat boyunca TiK'e gürültü yapıyorlar. Konuşuyorlar yani. Bıdır bıdır. Susmadan. Aptal Şirin soruyor, Sersem Şirin cevaplıyor. Şirine soruyor, Aksi Şirin bağırıyor. Hiç ama hiç susmuyorlar. Bir yandan kurdeşen döken TiK, bir yandan allahım ben kime ne yaptım, ne yaptım ben, kime ne yaptım ki bu ceza diye kızarıyor kızarıyor kızarıyor.

Çarşamba, Nisan 4

Yaptığına Şantaj Denir, Böyle Aşka Montaj Denir

Aynı gecenin saat 00:11'inde TalismaN eline kuyruğunu alıp evin içinde koşmaya başlıyor. Yandım yandım yandım yandım.
TalismaN öyle, bir yakıyor bir yanıyor.
Adaletin bu mu dünya?
Olmayan bir yerden Hamdi Bey'in sesi geliyor: Öyle laflar etmeyin TalismaN hanım kızım, budur adaleti dünyanın, iyidir ayrıca. Ama diyor TalismaN, ben adamın beynini aldım, çektim aldım. Öbürü geldi, tuttu adamı elinde bu saatte, böyle namussuz bir saatte, bir yerlere götürdü. Kapılar diyor açıldı, kapandı, kilitler, anahtarlar. Sayıklar gibi.

Yapmayın hanım kızım, diyor Hamdi Bey, kendinize gelin allah aşkına, bırakın elinizdekini önce bir. Maaşallah diyor, elinize ne geçse silaha dönüşüyor. Matkapla duvarlarımı, dişlerinizle canım evlerimi, süpürgenizle kiracılarımın beynini. Bir durun bakayım. Hah, bırakın, bırakın. Güzel. Kemirmeyin efendim, kemirmeyin hiçbir yeri.

Peki diyor TalismaN, öfkem geçecek mi bir gün?

Ohooo, diyor Hamdi Bey, geçmez olur mu? Hem öfkeniz geçecek, hem de öfkelendiğinize öfkeleneceksiniz. Kemirmeyin TalismaN Hanım. Bu öfkeler geçmese nice olurdu halimiz?

Peki madem, diyor TalismaN, bekleyeyim ben o zaman.

İyi geceler, TalismaN Hanım, rahat uykular.

Öyle pijamayla fırlıyor TalismaN apartmandan, canına yandığımın, yetişiyor Yeni Komşu'yla TiK'e. Bak nasıl rahat uyuyacak bu gece işi bittiğinde. TiiiiiiiiiK diye bağırıyor. Sıçtık, diyor TiK, bu saatte kim bağırsa böyle iyi değil. Amanın yettim diye atlıyor TalismaN TiK'in üzerine, tutuyor saçlarından oturtuyor yere, tek tek, bir bir yoluyor saçlarını: Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor. Sabaha kadar. Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor. Oh.

Salı, Nisan 3

Beyninize Sürpriz Yapın


TalismaN evde gürültü yapmaktan beş duyusundan en az birini kaybetmek üzere. Müzik açıyor, üzerine piyano çalıyor. Bitiyor darbukaya el atıyor. Bitiyor, süpürge çalıştırıyor. Süpürgeyi balkondan sallandırıp adamın kulağına dayayıp beynini hüp diye çekmek istiyor. Beyninize sürpriz yapın. Yeni Komşu'nun kahkahasından nassıl rahatsız oluyor. Onu da mı süpürgelesek. Geceleri işte, evde ve apartmanda ve mahallede Yeni Komşu'nun kahkahasından başka ses kalmadığında süpürgeleme hissi fena nüksediyor.

Ve tabii aklında asıl baş kahramanımız Hamdi Bey. İlla ki soracak neden yaptın diye. Daha geçen gün Hamdi Bey bakkalda TalismaN'ı görüp çikolata hediye etti. Ne sevimliydi. Çikolata hediye ettiğin birinin elinde süpürge onun bunun beynini emmesini beklemezsin. Ha bak, TiK de bir iki kere çikolata hediye etmişti TalismaN'a. Demek ki o da kafasının içindekinin 400 Watt emiş gücüne kurban gitmesini beklemez. Daha iyi. Vallahi düşündükçe hoşuna gidiyor TalismaN'ın. Erkeğin makbulü bir kere beyni süpürülmüş olanı değil midir? Safi seksapel. Hamdi Bey'i filan es geçiyor, yieyt diyor, geliyorum. Balkonu malkonu boşveriyor, iniyor adamın, yani TiK'in evine. Elinde süpürge. Takıyor fişe. Gel buraya dedimmmmm. Dayıyor kulağına adamın süpürgeyi. Hüpür hüpür hüpt. Yeni Komşu kalakalıyor. Sonra da şöyle bir ortalığa tutuyor süpürgeyi, ortalıkta kaldıysa fazlası kahkahaların, onları çeksin diye. İçi rahat, Yeni Komşu daha bir süre zor atar kahkaha. Al diyor, senin olsun kalanı, safi seksapel.